29 Kasım 2013 Cuma

yutkunduğum külli sessizlik bir kelebeğin kanat çırpışı müddetince gözlerinde belirir
estetikten yoksun sosyal ağ dedikleri kocaman duvarlardan meskenler ortaya serilir
silik harfler serpilir dimakta süzülür durur yontulur sözlerinde belirir
bu size ağır şölen havası kaldır kafanı ve bak göğe mavilerin yansısı gözlerine serilir

20 Kasım 2013 Çarşamba



‘İnsan’ koleksiyoncusu ol

 Uzun soluklu bir bahar tasviri bu. Nedir bu mevsimin getirdikleri? Nedir alıp götürdükleri? Mahzun bir  yürüyüş  hali bizde ki. Belki de mevsimin ağırlığıdır buna sebep. Kasvetli havalar yağmurların habercisi. Nihayet sonbahar ve onun ruhu bizleri sarmaya başladı.
Sokaklar ıssız, geceleri aydınlatan sokak lambalarının loş ışıkları, pencere kenarını aydınlatır ve perde aralığından baktığında altın sarısı yaprakların rüzgârın esmesiyle bir yandan öbür yana köşe kapmaca yarışını seyredersin ve de uzun soluklu bir yolculuğa çıkışını. Bozacının sesiyle eskiye gidersin bir an zemheride. Söz gelimi bu kimine göre, iliklere kadar işleyen soğuk kimine ise sımsıcak, taptaze hatırladığında mütebessim ettiren çocukluk anıları.  Yine sık gözlemlenen bir davranıştır derin tefekkürlere dalarak asumanı seyran eylemek çünkü birçok şeye müsavi olmayan bir halet-i ruhiyedir.
   İnzivaya çekilmedir bir nevi. Münzevi olmak muhabbet köşesine çekilmedir en azından biz büyüklerimizden öyle gördük. Gönül alemlerini aydınlatan maneviyata agah insanların varlığıyla anlamlıdır. Hatırlı satırlarını eşsiz bir belagatla kalplerimize nakşeden ilim hazinelerinin varlığıdır bu varlık. Mümbit hayat  tefekkür sermayesi, zekanın hazinesi , olgunlaşma ve terakki arzusu sabrın en alâsı. Bizlerin gönüllerini fetheden ve koleksiyonlarında yer bulabildiğimiz insanlardır şu zamanı değerli kılan. İnsanın bir hobisi, kendine özgü bir alışkanlığı olmalı. Bu bazen alaturka  sanat telakkisiyle bağdaşan antika dükkanında görebileceğiniz türden bir resim ,pul koleksiyonu, bazen de ağırlığı altında kaybolan tozlu rafların arasında ayrı bir dünya. Bunlar sadece o kişiye belki de mutluluk vermekle sınırlı kalacaktır oysa bizim bir değil birden fazla kişinin mutlu olmasına ihtiyacımız var. Nitekim inancımız da bu doğrultuda olmamızı gerektirir. Bu bağlamda diyoruz ki ciddi bir biçimde insan koleksiyonuna ihtiyacımız var. Koleksiyoncu olmalı mesela insan koleksiyoncusu her yaştan insan kazanmalı. Kalbe girebilmeyi bilmeli. İnsanın iki yönü vardır. Ruh ve vücut. Ruh asıl olandır. Her yaşa hitap edebilen ruh, zengin ruh. Tüm bunları pekiştiren bir  de bağa ihtiyacımız var sevgi bağına. İbrahim Tenekeci şöyle der; Gönül rahatlığıyla peşinden gidebileceğimiz kaç insan varsa, işte o kadarız. Evet çok doğru ekleyelim beraber bir yola gidebileceğimiz kaç insan varsa işte o kadar zenginiz.  Demem o ki insan maddi varlığıyla değil manevi varlığıyla zengindir. Asıl olan manevi zenginliktir. Bu tercih sebebi olmalı diye düşünenlerdeniz.
Çevresinde olup ta gönlümüzü fetheden insanlar vardı çocukluğumuzda. Bu çocuktur deyip te bizleri umursamamak gibi bir hâl içinde bulunmadılar. Etrafına toplananlara muhabbet neticesinde  söylenen iki kelam değer verildiğinin hissiyatı onlara ve bizlere yetti de arttı. Muhabbet dedik ya bunun bir ucu mutlak surette “HAYY” hattına çıkıyordu. Kelama ,kaleme dokunuyordu .Onlar sadece çocukla çocuk olmadılar her yaş gurubundan insanın gönüllerine sızmayı başardılar. Tam da burada  Alemlerin  BEY Efendisi’nden örnek verelim; Efendimiz s.a.v çocukları görünce mübarek dilini dışarı çıkarırdı çocuklar da neşelenirdi. Efendimiz s.a.v. gibi bakmayı bir becerebilsek.
 Bu vesileyle de onları hatırlamak nasip oldu. Onları hatırımıza düşüren ALLAH’a hamd olsun.
 Meselenin özü şu aslında; okullarda hep bilgimizi ölçtüler bizim sevgimizi ölçen çıkmadı bilgi yarışması değildi oysa hayat sevgi yarışmasıydı.

Selam ve dua ile ..