16 Aralık 2013 Pazartesi


oracıkta kıvrılıp duran ruhumun; şerh edilmez yamalı düşleri
derinde ciheti bulunmaz izleri
hatıramın her köşesi yeni bir uğultu, çark dişleri
az daha boğuluyordum hey siz ! bu neyin seferi

29 Kasım 2013 Cuma

yutkunduğum külli sessizlik bir kelebeğin kanat çırpışı müddetince gözlerinde belirir
estetikten yoksun sosyal ağ dedikleri kocaman duvarlardan meskenler ortaya serilir
silik harfler serpilir dimakta süzülür durur yontulur sözlerinde belirir
bu size ağır şölen havası kaldır kafanı ve bak göğe mavilerin yansısı gözlerine serilir

20 Kasım 2013 Çarşamba



‘İnsan’ koleksiyoncusu ol

 Uzun soluklu bir bahar tasviri bu. Nedir bu mevsimin getirdikleri? Nedir alıp götürdükleri? Mahzun bir  yürüyüş  hali bizde ki. Belki de mevsimin ağırlığıdır buna sebep. Kasvetli havalar yağmurların habercisi. Nihayet sonbahar ve onun ruhu bizleri sarmaya başladı.
Sokaklar ıssız, geceleri aydınlatan sokak lambalarının loş ışıkları, pencere kenarını aydınlatır ve perde aralığından baktığında altın sarısı yaprakların rüzgârın esmesiyle bir yandan öbür yana köşe kapmaca yarışını seyredersin ve de uzun soluklu bir yolculuğa çıkışını. Bozacının sesiyle eskiye gidersin bir an zemheride. Söz gelimi bu kimine göre, iliklere kadar işleyen soğuk kimine ise sımsıcak, taptaze hatırladığında mütebessim ettiren çocukluk anıları.  Yine sık gözlemlenen bir davranıştır derin tefekkürlere dalarak asumanı seyran eylemek çünkü birçok şeye müsavi olmayan bir halet-i ruhiyedir.
   İnzivaya çekilmedir bir nevi. Münzevi olmak muhabbet köşesine çekilmedir en azından biz büyüklerimizden öyle gördük. Gönül alemlerini aydınlatan maneviyata agah insanların varlığıyla anlamlıdır. Hatırlı satırlarını eşsiz bir belagatla kalplerimize nakşeden ilim hazinelerinin varlığıdır bu varlık. Mümbit hayat  tefekkür sermayesi, zekanın hazinesi , olgunlaşma ve terakki arzusu sabrın en alâsı. Bizlerin gönüllerini fetheden ve koleksiyonlarında yer bulabildiğimiz insanlardır şu zamanı değerli kılan. İnsanın bir hobisi, kendine özgü bir alışkanlığı olmalı. Bu bazen alaturka  sanat telakkisiyle bağdaşan antika dükkanında görebileceğiniz türden bir resim ,pul koleksiyonu, bazen de ağırlığı altında kaybolan tozlu rafların arasında ayrı bir dünya. Bunlar sadece o kişiye belki de mutluluk vermekle sınırlı kalacaktır oysa bizim bir değil birden fazla kişinin mutlu olmasına ihtiyacımız var. Nitekim inancımız da bu doğrultuda olmamızı gerektirir. Bu bağlamda diyoruz ki ciddi bir biçimde insan koleksiyonuna ihtiyacımız var. Koleksiyoncu olmalı mesela insan koleksiyoncusu her yaştan insan kazanmalı. Kalbe girebilmeyi bilmeli. İnsanın iki yönü vardır. Ruh ve vücut. Ruh asıl olandır. Her yaşa hitap edebilen ruh, zengin ruh. Tüm bunları pekiştiren bir  de bağa ihtiyacımız var sevgi bağına. İbrahim Tenekeci şöyle der; Gönül rahatlığıyla peşinden gidebileceğimiz kaç insan varsa, işte o kadarız. Evet çok doğru ekleyelim beraber bir yola gidebileceğimiz kaç insan varsa işte o kadar zenginiz.  Demem o ki insan maddi varlığıyla değil manevi varlığıyla zengindir. Asıl olan manevi zenginliktir. Bu tercih sebebi olmalı diye düşünenlerdeniz.
Çevresinde olup ta gönlümüzü fetheden insanlar vardı çocukluğumuzda. Bu çocuktur deyip te bizleri umursamamak gibi bir hâl içinde bulunmadılar. Etrafına toplananlara muhabbet neticesinde  söylenen iki kelam değer verildiğinin hissiyatı onlara ve bizlere yetti de arttı. Muhabbet dedik ya bunun bir ucu mutlak surette “HAYY” hattına çıkıyordu. Kelama ,kaleme dokunuyordu .Onlar sadece çocukla çocuk olmadılar her yaş gurubundan insanın gönüllerine sızmayı başardılar. Tam da burada  Alemlerin  BEY Efendisi’nden örnek verelim; Efendimiz s.a.v çocukları görünce mübarek dilini dışarı çıkarırdı çocuklar da neşelenirdi. Efendimiz s.a.v. gibi bakmayı bir becerebilsek.
 Bu vesileyle de onları hatırlamak nasip oldu. Onları hatırımıza düşüren ALLAH’a hamd olsun.
 Meselenin özü şu aslında; okullarda hep bilgimizi ölçtüler bizim sevgimizi ölçen çıkmadı bilgi yarışması değildi oysa hayat sevgi yarışmasıydı.

Selam ve dua ile ..

 



18 Ekim 2013 Cuma

zarif bir boşluk zamanla aramda
takvim yaprağı ve kozmik düş
uzayan ikindi gölgesi altında
usulca kalk ve yola düş

14 Ekim 2013 Pazartesi



' ş ü k r ü m ü z ü ' k a y b e t t i k h ü k ü m s ü z d ü r . . .
Bir şükürsüzlük yolundayız ki başı ve sonu uçsuz bucaksız bir derya. Yaradılış gayesinin temel unsurlarından bir tanesi olan şükretme nimeti ne yazık ki zamanımızda samimi ve halis niyetle aranılan bir hal durumundadır. Asıl mesele şükredememekten ziyade belki de içerisinde bulunduğumuz hâl ve vaziyete şükrü düşünememekten ileri gelen bir şükürsüzlük iştahsızlığı.
Yaşadığımız imtihan dünyasında  bizler her halimizle bir sınavdan geçiyoruz. Bu fani hayat önümüze koyulan bir sınav kağıdı ve bunu geçebilmenin bir yolu da  “şükür”. Nitekim Allah u Teâla şükrü dilinden düşürmeyen kulunu sever.
Şükrü ve şükürsüzlüğü ele alalım öncelikle. Şükür’ün ölçüleri kanaat, rıza, iktisat ve memnuniyettir diyebiliriz. Öte yandan şükürsüzlüğün ölçüleri haram-helâl ayrımını gözetmemek, hürmetkarsızlık, müsriflik ve sınırsız insan ihtiraslarıdır diyebiliriz. Çoğu zaman da şikâyettir. Bu da şükürsüzlük ve sabırsızlık halinin dışa vurumudur. Bu durum kişinin imanının zayıflığını gösterir ki büyük mesuliyeti mevcuttur ve verilen nimetlere nankörlüktür. Yüce ALLAH Bakara Sûresi’nin 152. Ayet-i kerimesinde “ Siz beni anın, ben de sizi anayım.(Ve) bana şükredin; nankörlük etmeyin.” Buyurmuştur. Dünyalık kazanımlarda kendisinden daha iyi durumda olanlara bakıp ta “ Allah bana ne verdi ki diye söylenerek şikayet edenler , Allah’ın nimetlerinin farkında olmayan bir aymazlık halindedirler. Rabbimiz kalu bela da verdiğimiz sözü hatırlatmak için  bela verir ve biz yine deneniriz.
Bela gelince
Nankör der ki: Ey ALLAH'ım ! Ben bunu hakedecek ne yaptım?

Nimet gelince
Şükür ehli der ki: Ey ALLAH'ım ! Ben bunu hakedecek ne yaptım?
ALLAH bizleri şükür ehlinden olanlardan eylesin.
İbret alacağımız bir kıssa paylaşmak istiyorum. Aslında içinde bulunduğumuz çağda bilinç altımıza empoze edilen kavramlar , rızk endişesi  vs mevcut . Bu kavramlar şükürsüz toplumlarda daha etkili bir silah olarak kullanılır açlık ve korku elbisesi giydirilmeye çalışılır. Bu da günlük yaşantıdan tutun da manevi duyguların ,yapılan duaların dahi nasıl da yıpratıldığı insanların dini değerlerden nasıl uzaklaştırılarak ALLAH’ın unutturulmaya çalışıldığının bir göstergesidir.
Zamanın birinde bir ALLAH dostu şöyle dua etmiş:
“Ya Rab, bu kadar insan Sana dua ediyor, Senden bir şeyler istiyorlar. Ya Rab! Ben merak ettim, Senden ne istiyorlar. Bana bunları bildir ya Rab!”

ALLAH bu dostunun duasını kabul etmiş ve kendisine edilen tüm duaları veliye bildirmeye başlamış. Mübarek edilen duaları duydukça gitgide erimeye, kahrolmaya, üzülmeye başlamış. Öyle ki artık dayanamaz hale gelmiş. Ve Şöyle yalvarmış:

“Aman Ya Rab! Bunu benden al ALLAH’ım.”
“Neden ya kulum?” diye ALLAH sorunca
“Aman Ya Rab! Senden neler neler istiyorlar. Dayanamadım.” demiş.

ALLAH : “Evet, benden ev istiyorlar, araba istiyorlar, aş, iş, eş istiyorlar, sağlık mutluluk istiyorlar.

Ama BİR TEK BENİ İSTEMİYORLAR” demiş.
 
Yapılan en ufak iyilikte dahi karşısındaki insana teşekkür etmede bir hayli cömert davranan insan kendisini  mükemmel bir fıtratta yaratan Rabbine karşı neden bu kadar cimri olur ?
ey insan !
seni sonsuz ikram sahibi Rabbine karşı aldatan ve isyana sürükleyen nedir ?  
bu senin yaptığın iş mi ?

şerefli kuran
3 tane her derde deva 'kür' bakımı var ...

teşek'kür' - nimetlerin farkında olmak
tefek'kür' - eserleri derin düşünmek
tezek'kür' - ALLAH'ı kalbinden çıkarmamak

'kür' bakımımızı mutlaka her daim yapmaya gayret gösterelim.
Şeyh Sâdî’nin  şu hikmetli sözü ile son noktayı koyalım
"Cenâb-ı Hakk'a şükürden yüz çevirme ki, yarın mahşer günü boynu bükük kalmayasın!.."
Selam ve dua ile..

9 Ekim 2013 Çarşamba



kabından çık , kabe'ne dön

Yakın zaman içerisinde yazılı ve görsel medyada takip ettiğimiz kadarıyla  epey gündem oluşturdu bu  ‘israf lafzı’.Hatta bu durumu önlemeye yönelik hummalı çalışmalar söz konusu. Özellikle ‘ekmek’ konusunda. Temenni ediyoruz ortaya konan ‘emek’ler israf olmaz.Lakin konuya farklı  ve de gerçekçi bir perspektiften bakacak olursak bunlar kısa vadede birtakım pansuman tedbirler olmaktan öteye geçemeyeceklerdir. Neden mi ? Nedeni  teorik olanı pratik olarak hayata tatbik etme eksikliği. Biraz terimsel olan bu ifadeyi açıklamaya çalışalım. Aslında israfın temeli  hayat nizamının insicamını bozan ‘manevi tahribat ve ahlâk israfı’na dayanmaktadır.. ‘Manevi’ israfı önleyemediğimiz müddetçe ‘maddi’ israfın olması kaçınılmaz olacaktır.
 Aslında hepimizin bildiği temele dayanan birtakım realitelere değinmek istiyorum kısaca.
‘Manevi tahribat ve ahlâk israfı dedik’ tabiki bu birden bire ortaya çıkmış bir durum değil.Asırlık planlar neticesinde tarihin akışı içerisinde vuku bulmuş elzem bir durumdur. Özellikle son çeyrek yüzyıl da etkileri menfi olarak hayli nispetler de  görülmekte.Yine bunun paralelinde toplumun içine sinsice atılan tefrika tohumlarını yeşermiş vaziyette görmek mümkün. Girmeden tefrika bir millete düşman giremez. Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez diyen kürsülerin fatihi istiklâl şairi yazarı Mehmet Akif Ersoy bunu yıllar yılı öncesinden söylemiştir.
 Tahrif, kendimize ve medeniyetimize yabancılaşma ve sekülerleşme süreci inanılmaz boyutlara doğru gidiyor. Zaten istenilen muhallebi gibi gevşek müslümanlar olmamız.    Bunla ilgili gerçek bir anektod paylaşalım. Yıllar önce gazeteciler, İsrail Devleti’nin o günkü başbakanı Şimon Perez’e “Kur’an-ı Kerim, sizin devletinizin yıkılacağından haber veriyor” diye hatırlattıklarında, Perez şu cevabı vermiş: “Kur’an’ın bahsettiği Müslümanlar gelsin, düşünürüz.”
 Sosyolojik araştırmaların son dönemlerde popularitesini koruyan konularından birtanesi ‘modernizm’in tutsağındaki müslüman.Bir tabir kullanılıyor yer yer. ‘ Birtakım kimseler kimlik arayışı içerisine girdi diye. Bunu kısmen doğrulayabiliriz. Yapılan sosyolojik araştırmalar ışığında bu bulgular temelleniyor.Göze çarpan en önemli bulgular, bireycilik ve ben merkezli bir eğilim,genel hayat ve ekonomik şartlarından memnuniyetsizlik. Eğilimin gidişatı birleştirici olmaktan ziyade ayrıştırıcı nitelikte. Namazda saf tutarken omuzlar birbirine değiyor lakin nafile ... kalpler arasında kilometreler var .
 Dindar nesil ortamı oluşturulmak isteniyor. Bu hamlenin olabilmesi için bazı aşamalardan geçilmesi gerektiği ortaya çıkıyor.Göz ardı edilmemesi  gereken gerçek şu ki ; bizler toplum bazında ve ülke sathında henüz daha ‘madde’ aşkından ‘mâna’ aşkına geçiş sürecindeyiz. Bu sürecin daha uzun mu süreceği yoksa daha mı kısa olacağını zaman gösterecek. İşte tam bu noktada bir parantez açmak istiyorum . Bir deyişle şöyle diyebiliriz eskiden insanlar ‘takva’sı ile değerlenirken şimdilerde ‘marka’sı ile değerlenir oldu denilebilmektedir.Kapitalizm bir ‘moda’ kavramıyla kendisine son sürat köleler edinebilmekte ve bu halka gün geçtikçe de büyüyebilecek ortam bulabilmektedir.. Nureddin Yıldız’ın ibretlik bir sözü var” Biz Allah’a tutunmayı unutunca, tutunduğumuz her şey başımıza belâ oldu.
 İşte bu ‘madde’aşkından  ‘mana’ aşkına geçiş denemelerinin ve bu sürecin muzaffer olabilmesi değirmene su taşıyan çarkın değişmesiyle mümkün olacaktır.Bu bahsettiğimiz satır başları meşru daire içerisinde çözüme kavuşturulmayı bekleyen mühim meseleleri ihtiva etmektedir.Ahlâktan yoksun toplumların dünya sahnesinden silinip gideceği gerçeğinden hareketle bizlere birey bazında büyük sorumluluklar düşmektedir.Efendimiz s.a.v ‘in ahlâkını örnek alarak yapmamız gereken işlerle meşgul olmalıyız. Hayat rehberimiz de ‘aleyküm enfüseküm ( siz kendinize bakın demiyor mu ?). Şunu tersine çevirmek için uğraşmamız gerek; çocuğa ahlâkı , edebi , aşılayan kadın o halde  toplum bozuldu çünkü kadın bozuldu.
Yine Nureddin Yıldız’dan ilhamla söylersek ; Dini dert edinmek , şehirde bir ev edinmek , yaşam için gerekli bir iş edinmek , huzurlu bir hayat için eş edinmek gibi algılandığında mesele hallolmuştur demektir. Alemlerin BEYefendisi s.a.v  cemaatte rahmet , ayrılıkta azap vardır buyurmuşlardır.Ümmet bilinci ile islam medeniyetinin tasavvurunu  ortaya koymak için dua ediyoruz  ya Cami ! C'ebrail , A'zrail , M'ikail , İ'srafil hatrına topla bizi ...
Müslüman islam gibi bir kimliğe sahip iken , kimlik arayışına giremez. Haydi kabı’ndan çık kabe’ne dön.
Not: Başlık için Münib Engin Noyan’ın söyleminden alıntı yapılmıştır.










yüzünden istanbul’u okuyorum
bir ücra köşe bura yalnız ve özel
hayal kurmak meşakkatli diyorum
ruhuma perde olmayınca ne güzel


dağlara giden yolları sana benzetişim
giderken söylemek boşta ve boşlukta
saka kuşunun senfonisi buna diyelim
dipsiz ve karanlık çukur  araf'ta