1 Mart 2014 Cumartesi




İlmihal önce ilim sonra hâl

Başlarken..
Alemlerin Rabbi Allah’a sonsuz hamdû sena, O’nun en büyük elçisi olan Hz Muhammed  (sav) ‘a salatû selam olsun…
Bir  aynada seyrettik alemin cümlesini ..Dünya nokta biz bir nokta..

Bizler de  bir aşk ve heyecan içerisinde duygularımızı  lisan-ı hâl ile  beyan etmek istedik.. Yazmaya çalıştığımız kadar okumaya da gayret gösteriyoruz imkânlarımız el verdiği sürece. İnşallah yaşadığımız müddet boyunca da sürmesini Cenabı Allah’tan niyaz ederiz. İkrâ emrinde bir ümmetiz bu bağlamda insanlığa her türlü fayda sağlayan eserlerden ilim tahsil edebilmeyi ve bunu hal ile yaşayabilmeyi Mevla’dan tefviz eyleriz..

Kanaati âcizaneme  göre tespitten de öte bir hayat gerçeği. Zaman hak olanı söyleme ve yazınsal olarak ifade etme zamanı. Bu ister fikir işçiliğiyle isterse diriliş işçiliğiyle ama bir şekilde.. Bu durum, günümüzde buhranlar içerisinde kalmış bir kısım görsel ve yazılı medyanın yer aldığı platformda gerçekten zaruri bir hâl aldı desek yeridir herhalde.

“Bu diriliş kendine ve çağa meydan okumakla başlar” der Sezai Karakoç ‘Diriliş Neslinin Amentü’sünde. Bunun içinde söylem birliğinin hayatımızdaki aksiyon yönü olan eylem birliğinin de olması şarttır. Öğreneceğiz daha sonra bunu hâl ile yaşamaya ve yaşatmaya gayret göstereceğiz. Peki, nasıl olması lazımdır? Bunu hayatımızda yaşayarak nasıl mükerrem kullar olacağız ? İşte bu noktada her daim ihlaslı olma gibi bir yükümlülüğüz var.  Aynı zamanda tebliğ vazifesini de yerine getirmek gibi ağır bir de mesuliyet taşıyoruz fert olarak. Bundan mütevellit sadece kendimizden değil, aynı zamanda çevremizdeki insanlardan da sorumlu olduğumuz gerçeğini unutmamamız gerekir. Allah rahmetiyle muamele eylesin kıymetli büyüklerimizden Milli Gençlik Vakfı’nın merhum başkanı Adnan Demirtürk’ün dediği gibi “ Çalışmak yetmez. İhlâsla çalışmak gerekir”.

İhlâslı olmak içinse aşk gerek, azim gerek, feyizli olmak gerek. Cenâb-ı Hak Azîmüşşân’a  halis kul olmak gerek.
Ölmek; kalbin durması yada beynin ölmesi ile olmaz, KUL’ luk yapmıyorsak zaten ölüyüz demektir diyerek adeta bu gerçeğe bir atıfta bulunuyoruz.

Nitekim üzerimize tevdi edilen görevimizi ve Rabbimize olan kulluk borcumuzu mütemadiyen ikrar eder ve âcziyetimizi beyan ederiz. Ama kaçımız bunu uygularken dikkatli ve rikkatli davranırız?
Kendimize işte bu noktada öz eleştiri yapmamız gerek. Büyük mucize Kur’an-ı Kerim’in nüzulünün, Muhammed-ûl Emin’in tebliğinin ashabının, ümmetinin bu kutlu yolunun etkisi, hayatımıza yansıması ne ölçüde? 

Elhamdülillah Müslümanız diyoruz amma o da bize miras anne babamızdan. Peki, bizlere aktarılanların üzerine ne katabildik? Yoksa var olanı da koruma derdine düşüp kuru bekçiliğini mi yaptık?  Evet bu sorular özellikle bizleri rahatsızlık verecek derecede derin bir düşünceye sevk etmeli. Bakınız Hz. Ali Radiyallahu Anh.  “ İlim servetten üstündür. Çünkü sen serveti korursun, ilimse seni.” demiştir ve bizlere mesaj niteliğinde bir söz nakşetmiştir.  İbret almamız gerek Kur’an Rehberimizden. Sûrelerle alakalı birtakım örnekler verebiliriz farkında olma açısından.

Eğer farkında olursak 5 vakit namazda 40 defa okuduğumuz Fatiha suresi ;  mananın  idrakine varabilirsek ki  tam teşekküllü bir teşekkürdür..

 Bak-ara Suresi; inanca, ahlâka ve hayat nizamına dair hükümlerin önemli bir kısmı bu surede yer alıyor.

Asr Suresi; surede kurtuluşun imana, iyi işler yapmaya hakkı ve sabrı tavsiye etmeye bağlı olduğu anlatılmıştır.
Nitekim "Resulullah'ın ashabından iki kişi birbiriyle karşılaştıklarında biri diğerine Ve'l-Asr Sûresi'ni okumadan, sonra da biri diğerine selam vermeden ayrılmazlardı." Sahabeler, Asr suresini okuyarak, zamanın gidişini ve ömürlerinin geçişini anlayıp düşünerek birbirlerine Hak ve sabır tavsiye etmişler ve Hak Teâlâ'ya tam iman ile güzel ameller için başarı dilemişlerdir.

Velhasıl hayret nazarındaki biz insanoğlu için Kur’an ı Kerim bu şekilde birçok örneği muhteva etmektedir.
Asr suresinden bahsetmişken manasının getirdiği bir muhabbet neticesinde zuhur eden bir dostluk ve Allah için sevdiğim, hem şehrim maneviyata agâh bir büyüğümü sevgili Salih Terzioğlu ağabeyimi yâd ettim. Ona buradan hürmetlerimi ve muhabbetlerimi arz ediyorum.

Hâl dilimize  içimizdeki samimiyeti aksettirmek yeterli. Ömrümüz HAYY’at üzre olsun.