14 Ekim 2013 Pazartesi



' ş ü k r ü m ü z ü ' k a y b e t t i k h ü k ü m s ü z d ü r . . .
Bir şükürsüzlük yolundayız ki başı ve sonu uçsuz bucaksız bir derya. Yaradılış gayesinin temel unsurlarından bir tanesi olan şükretme nimeti ne yazık ki zamanımızda samimi ve halis niyetle aranılan bir hal durumundadır. Asıl mesele şükredememekten ziyade belki de içerisinde bulunduğumuz hâl ve vaziyete şükrü düşünememekten ileri gelen bir şükürsüzlük iştahsızlığı.
Yaşadığımız imtihan dünyasında  bizler her halimizle bir sınavdan geçiyoruz. Bu fani hayat önümüze koyulan bir sınav kağıdı ve bunu geçebilmenin bir yolu da  “şükür”. Nitekim Allah u Teâla şükrü dilinden düşürmeyen kulunu sever.
Şükrü ve şükürsüzlüğü ele alalım öncelikle. Şükür’ün ölçüleri kanaat, rıza, iktisat ve memnuniyettir diyebiliriz. Öte yandan şükürsüzlüğün ölçüleri haram-helâl ayrımını gözetmemek, hürmetkarsızlık, müsriflik ve sınırsız insan ihtiraslarıdır diyebiliriz. Çoğu zaman da şikâyettir. Bu da şükürsüzlük ve sabırsızlık halinin dışa vurumudur. Bu durum kişinin imanının zayıflığını gösterir ki büyük mesuliyeti mevcuttur ve verilen nimetlere nankörlüktür. Yüce ALLAH Bakara Sûresi’nin 152. Ayet-i kerimesinde “ Siz beni anın, ben de sizi anayım.(Ve) bana şükredin; nankörlük etmeyin.” Buyurmuştur. Dünyalık kazanımlarda kendisinden daha iyi durumda olanlara bakıp ta “ Allah bana ne verdi ki diye söylenerek şikayet edenler , Allah’ın nimetlerinin farkında olmayan bir aymazlık halindedirler. Rabbimiz kalu bela da verdiğimiz sözü hatırlatmak için  bela verir ve biz yine deneniriz.
Bela gelince
Nankör der ki: Ey ALLAH'ım ! Ben bunu hakedecek ne yaptım?

Nimet gelince
Şükür ehli der ki: Ey ALLAH'ım ! Ben bunu hakedecek ne yaptım?
ALLAH bizleri şükür ehlinden olanlardan eylesin.
İbret alacağımız bir kıssa paylaşmak istiyorum. Aslında içinde bulunduğumuz çağda bilinç altımıza empoze edilen kavramlar , rızk endişesi  vs mevcut . Bu kavramlar şükürsüz toplumlarda daha etkili bir silah olarak kullanılır açlık ve korku elbisesi giydirilmeye çalışılır. Bu da günlük yaşantıdan tutun da manevi duyguların ,yapılan duaların dahi nasıl da yıpratıldığı insanların dini değerlerden nasıl uzaklaştırılarak ALLAH’ın unutturulmaya çalışıldığının bir göstergesidir.
Zamanın birinde bir ALLAH dostu şöyle dua etmiş:
“Ya Rab, bu kadar insan Sana dua ediyor, Senden bir şeyler istiyorlar. Ya Rab! Ben merak ettim, Senden ne istiyorlar. Bana bunları bildir ya Rab!”

ALLAH bu dostunun duasını kabul etmiş ve kendisine edilen tüm duaları veliye bildirmeye başlamış. Mübarek edilen duaları duydukça gitgide erimeye, kahrolmaya, üzülmeye başlamış. Öyle ki artık dayanamaz hale gelmiş. Ve Şöyle yalvarmış:

“Aman Ya Rab! Bunu benden al ALLAH’ım.”
“Neden ya kulum?” diye ALLAH sorunca
“Aman Ya Rab! Senden neler neler istiyorlar. Dayanamadım.” demiş.

ALLAH : “Evet, benden ev istiyorlar, araba istiyorlar, aş, iş, eş istiyorlar, sağlık mutluluk istiyorlar.

Ama BİR TEK BENİ İSTEMİYORLAR” demiş.
 
Yapılan en ufak iyilikte dahi karşısındaki insana teşekkür etmede bir hayli cömert davranan insan kendisini  mükemmel bir fıtratta yaratan Rabbine karşı neden bu kadar cimri olur ?
ey insan !
seni sonsuz ikram sahibi Rabbine karşı aldatan ve isyana sürükleyen nedir ?  
bu senin yaptığın iş mi ?

şerefli kuran
3 tane her derde deva 'kür' bakımı var ...

teşek'kür' - nimetlerin farkında olmak
tefek'kür' - eserleri derin düşünmek
tezek'kür' - ALLAH'ı kalbinden çıkarmamak

'kür' bakımımızı mutlaka her daim yapmaya gayret gösterelim.
Şeyh Sâdî’nin  şu hikmetli sözü ile son noktayı koyalım
"Cenâb-ı Hakk'a şükürden yüz çevirme ki, yarın mahşer günü boynu bükük kalmayasın!.."
Selam ve dua ile..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder