' ş ü k r ü m ü z ü ' k a y b e t t i k h ü k ü m s ü z d ü r . . .
Bir şükürsüzlük yolundayız ki başı ve sonu uçsuz bucaksız
bir derya. Yaradılış gayesinin temel unsurlarından bir tanesi olan şükretme
nimeti ne yazık ki zamanımızda samimi ve halis niyetle aranılan bir hal
durumundadır. Asıl mesele şükredememekten ziyade belki de içerisinde
bulunduğumuz hâl ve vaziyete şükrü düşünememekten ileri gelen bir şükürsüzlük
iştahsızlığı.
Yaşadığımız imtihan dünyasında bizler her halimizle bir sınavdan geçiyoruz.
Bu fani hayat önümüze koyulan bir sınav kağıdı ve bunu geçebilmenin bir yolu da
“şükür”. Nitekim Allah u Teâla şükrü
dilinden düşürmeyen kulunu sever.
Şükrü ve şükürsüzlüğü ele alalım öncelikle. Şükür’ün
ölçüleri kanaat, rıza, iktisat ve memnuniyettir diyebiliriz. Öte yandan
şükürsüzlüğün ölçüleri haram-helâl ayrımını gözetmemek, hürmetkarsızlık,
müsriflik ve sınırsız insan ihtiraslarıdır diyebiliriz. Çoğu zaman da şikâyettir.
Bu da şükürsüzlük ve sabırsızlık halinin dışa vurumudur. Bu durum kişinin
imanının zayıflığını gösterir ki büyük mesuliyeti mevcuttur ve verilen
nimetlere nankörlüktür. Yüce ALLAH Bakara Sûresi’nin 152. Ayet-i kerimesinde “
Siz beni anın, ben de sizi anayım.(Ve) bana şükredin; nankörlük etmeyin.”
Buyurmuştur. Dünyalık kazanımlarda kendisinden daha iyi durumda olanlara bakıp
ta “ Allah bana ne verdi ki diye söylenerek şikayet edenler , Allah’ın
nimetlerinin farkında olmayan bir aymazlık halindedirler. Rabbimiz kalu bela da
verdiğimiz sözü hatırlatmak için bela
verir ve biz yine deneniriz.
Bela gelince
Nankör der ki: Ey ALLAH'ım ! Ben bunu hakedecek ne yaptım?
Nimet gelince
Şükür ehli der ki: Ey ALLAH'ım ! Ben bunu hakedecek ne yaptım?
ALLAH bizleri şükür ehlinden olanlardan eylesin.
İbret alacağımız bir kıssa paylaşmak istiyorum. Aslında içinde
bulunduğumuz çağda bilinç altımıza empoze edilen kavramlar , rızk endişesi vs mevcut . Bu kavramlar şükürsüz toplumlarda
daha etkili bir silah olarak kullanılır açlık ve korku elbisesi giydirilmeye
çalışılır. Bu da günlük yaşantıdan tutun da manevi duyguların ,yapılan duaların
dahi nasıl da yıpratıldığı insanların dini değerlerden nasıl uzaklaştırılarak
ALLAH’ın unutturulmaya çalışıldığının bir göstergesidir.
Zamanın birinde bir ALLAH dostu şöyle dua etmiş:
“Ya Rab, bu kadar insan Sana dua ediyor, Senden bir
şeyler istiyorlar. Ya Rab! Ben merak ettim, Senden ne istiyorlar. Bana bunları
bildir ya Rab!”
ALLAH bu dostunun duasını kabul etmiş ve kendisine
edilen tüm duaları veliye bildirmeye başlamış. Mübarek edilen duaları duydukça
gitgide erimeye, kahrolmaya, üzülmeye başlamış. Öyle ki artık dayanamaz hale
gelmiş. Ve Şöyle yalvarmış:
“Aman Ya Rab! Bunu benden al ALLAH’ım.”
“Neden ya kulum?” diye ALLAH sorunca
“Aman Ya Rab! Senden neler neler istiyorlar.
Dayanamadım.” demiş.
ALLAH : “Evet, benden ev istiyorlar, araba
istiyorlar, aş, iş, eş istiyorlar, sağlık mutluluk istiyorlar.
Ama BİR TEK BENİ İSTEMİYORLAR” demiş.
Yapılan en ufak iyilikte dahi karşısındaki insana teşekkür etmede bir
hayli cömert davranan insan kendisini
mükemmel bir fıtratta yaratan Rabbine karşı neden bu kadar cimri olur ?
ey insan !
seni sonsuz ikram sahibi Rabbine karşı aldatan ve
isyana sürükleyen nedir ?
bu senin yaptığın iş mi ?
şerefli kuran
3 tane her derde deva 'kür' bakımı var ...
teşek'kür' - nimetlerin farkında olmak
tefek'kür' - eserleri derin düşünmek
tezek'kür' - ALLAH'ı kalbinden çıkarmamak
'kür' bakımımızı mutlaka her daim yapmaya gayret
gösterelim.
Şeyh Sâdî’nin şu hikmetli sözü ile
son noktayı koyalım
"Cenâb-ı Hakk'a şükürden yüz çevirme ki, yarın mahşer günü boynu bükük
kalmayasın!.."
Selam ve dua ile..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder