'takviye' gerek
Tefekkür etme bilinci, mahremiyet mefhumunun yozlaşması,
insana dair elimizde kalan son güzelliklerin de insandan hızla uzaklaşması.
Hücurat suresinin 10. Ayet-i
kerimesinden yola çıkarak kardeş olma bilincinde ve bunu şiar edinebilmeyi
temenni ediyoruz kanaat-i acizanemize göre.
Varlığıyla derin düşünebilme
yoluna gidebileceğimiz bir ülfet silsilesi bize lazım hakikat. Bunu
dayandırdığımız yegâne zemin ise sarsılmaz akide esasıdır. Ne var ki sosyal
yaşamdaki önceliklerin ve hassasiyet dengelerinin zaman içerisindeki değişimi bu
zeminin ekseninde bir kaymaya sebebiyet vermiş durumda. Kendi ülkemizde
özellikle son bir yıl içerisinde yaşananlara calibi dikkat buyurunuz.
Benliklerin ardında izmlerin tutamacından bilinçsizce tutunma çabaları. Tabiri
caizse bu akımlara kapılmak coşkun ırmak heybetindeki sel sularının önünde akıp
gitmekten farksızdır. Rahmetli Erbakan hoca;
dikkat edin toprak edin kayıyor derken buna işaret etmişti. Yani görünenin
ardındaki birçoklarımızın haddizatında göremediği gerçeklere.
Aşmamız gereken en uzun mesafe
kalpler arasındaki mesafe olduğu gerçeğidir. Bundan hareketle aradaki en
kuvvetli ağ kalpler arası ulaşım ağıdır. Bu ulaşım ağının istasyonları ve ikmal
noktaları da vicdan, merhamet, ahlâk, sevgi, şuur ve bilhassa insana dair ne
varsa..
Alemlerin BEYefendisi s.a.v’in bir hadisi şerifi birçoğumuzun
bildiği ; “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve
birbirlerini korumakta bir vücut gibidirler. Vücudun herhangi bir azası
rahatsız olursa, diğer azaları da bu yüzden ateşlenir ve uykusuz kalır.” Kamil manada bu hadisi şerifin sırrına mazhar
olabilmek için takip edilmesi gerekli en mühim yol peygamber ahlâkıyla
ahlâklanmaktan geçer.
Bizi silkeleyen ve
titreten bir ayeti kerime
Düşüncelerimizde ve yaşayışlarımızda da bir tutarsızlık ölçüsü.
Bir kalbe girebilmenin zor bir süreçten geçtiği dönemde olduğumuz gibi, diğer
yandan da kalplerin kırılıp dökülmesinin son derece kolay olduğu bir tezat
terazisi üzerinde hayatımız.
Işıltılı gözlerde yitirilen belki de manalı bakışlar. İç
sesine ram olan, gözlerini ayak uyucuna düşürüp renk vermemeye çalışmak bir
mücadeleden daha fazlası.
Modern hayatın son dönem modası “satıcılık”. Kendi kendine sorguladığımız
hayatın ihaneti en yakınımızdakilere ayırabileceğimiz zamanımızı satmak. Arapsaçı
olan fitne fücur sosyal ağlar şeytanın en aktif en kaliteli silahı durumunda.
Değişen toplum dinamikleri peşinden kitleleri bu şekilde sürüklemeye devam
ediyor.
Bu durum karşısında yaşam destek ünitesine ihtiyaç duymak
reaksiyonlar olarak zaruri bir hâl aldığı söylenebilir. Modernitenin putları,
aklın verilerine dayanan buhranlardır. Böylelikle manevi buhran girdabı da her
geçen gün halkasına yenilerini ekliyor. Sınırlar aşılıyor, kabuğuna sığamayan
aktif bir yanardağ gibi patlıyor ve etrafına lavlar saçıyor. Etkisi ise geride
bıraktığı değersiz küller.
Artık geçim derdindeki insanın keşmekeşliğinde boğumu
atılmış hayat. İnsanı dar çizgilere
hapseden derin ve kalın çizgiler. Kıssadan hareketle fakir bir oduncunun bir
ipin hesabını veremeyişi hesap veremeyecek işlere bir cengâver edasıyla atılma
cesareti.
Kapitalizmin dayattığı homoeconomicus (iktisadi insan)
modelinin insanoğlu üzerindeki tahribatı insanın özüne yani kalbine hicretiyle aşılacaktır.
Ahlâklı, vicdanlı, merhametli, şuurlu, duyarlı olabilmeyi ve
öyle nesiller yetiştirme derdinde olabilmeyi nasip etsin bize Allah
Beşer takatini aşan kuvvetli bir takviyeye muhtacız
vel akibetu lil muttekin cennet ancak takva sahiplerinindir kasas
/ 83
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder